Vedat Türkali: Öcalan'ı göz ardı edemezsiniz
Vedat Türkali: Öcalan'ı göz ardı edemezsiniz
Kürt sorununun çözümünün eylemlerden geçtiğini söyleyen ünlü edebiyatçı Vedat Türkali, 'Yazsınlar, çizsinler, yürüsünler. Ben, emin olun sağlığım iyi olsaydı kalkar gider Diyarbakır'da o çadırda Ahmet Türk'ün yanında otururdum' dedi. Öcalan ve DTP'nin kapatılma davasına da dikkat çeken Türkali, 'DTP'nin tabanı Kürt. Bu Kürtlerin çoğunun da bağrı yanık ve çocukları dağda. Bunları temsil eden tek parti DTP'dir. Böyle bir partiyi kapattığınız zaman bu işi çözümsüzlüğe sürüklersiniz' dedi. Türkali Öcalan'a ilişkin ise 'İnsanlar Öcalan için kendini yakıyorsa, 3 buçuk milyon 'benim yolum Öcalan yoludur' diye imza veriyorsa, siz bunu göz ardı edemezsiniz' diye konuştu.
'Güven' adlı romanında kendi aydın romancı gerçekçiliğini, Kürt sorununa değindiği bölümlerde sosyalist anlayışının ulusal soruna yaklaşımını da sergileyen Vedat Türkali, Kürt sorununu Türkiye'nin birinci ve acilen çözülmesi gereken bir sorun olarak değerlendirdi. 'Kürt sorununu Kürtler ve Türkler birlikte çözecekler' diyen Türkali, Kürt sorununa yönelik önemli açıklamalarda bulundu. 'Eski tüfek' diye anılan eski kuşak komünistlerinden ünlü edebiyatçı Vedat Türkali ile Kürt sorununu konuştuk.
25 yılı aşkın bir süredir çözülmeyen bir Kürt sorunu var. Bu sorunun çözümsüz kalması Türkiye'yi nereye götürüyor?
Şimdi bu sorunun çözümsüzlüğü iki halka akıl almayacak büyüklükte zararlar verdi. Bu sorunun asıl tarafı Kürtler ve Türkler. Ama sorunun altında Türk toplumunun yapısı var. Yani bu gün bu sorunun çözülmesi demek Türkiye'nin daha sağlam temellere oturması demektir. Bu anayasal bir sorun. Bu sorun mutlaka çözülmelidir. Bakın bu gün bir Ermeni sorunu doğmuştur. Bunun dışında zaten halkların çoğu var olan; bazıları bunu bir felaket olarak görüyor ama ben ona gerçekten bizim yapımızın bize bıraktığı en büyük miras diyorum, biz çeşitli halklardan oluşmuş bir topluluğuz.
Tabiki burada asıl büyük nüfus Türklerden oluşuyor. Ama bu gün bu ülkede sadece Türkler yok. Kürtler, Ermeniler Araplar, Rum ve Çingenler var. Bunların hepsi de bu vatanın insanları. Vatan tarihinde yer almışlardır. Biliyor musunuz? Onlardan birçok kişi Çanakkale Savaşı'nda ölmüş. Yani bu vatan ortak kanla kurulmuştur. Şimdi Kürt sorunu çok büyük bir sorun, çünkü en büyük ikinci halk Kürtler. Kürtler aslında Türklere en yakın olan ve en kalabalık olan halktır. Mesela Ermeniler biraz daha uzaklaşmış ama Kürtlerde böyle bir şey yok. Din konusunda bazı ayrılıklar olmuş olabilir. Mesela Alevi-Sünni gibi. Ama ortak bir kültüre sahibiz. Çok eskilerde özellikle Alevi kesime Osmanlı tarafından çok büyük bir baskı olmuş. Ancak Kürtlerle Osmanlı arasında yapılan bir anlaşmada Kürtlere özerklik tanınmış. Özerk bir konuma gidilmiş. Yani yerellerde kendi topraklarına kendileri sahip olmuşlar. Şimdi bu düzen, Osmanlı'da Kanuni'ye kadar iyi gitmiş. Ondan sonra topraklar eskisi gibi değil, kiraya verilmeye başlanmış. Bir nevi satılmış yani. En çok parayı bastıran almış toprağı. Parayı en çok da tefeciler bastırmış. Ancak Kürtler bunun dışında kalmış. Geniş topraklarda aşiretler hâkim olmuş. Aşiret aile demek biliyorsunuz. Ama çoğu dere beylermiş. Ve kendi aralarındaki kavga ve mücadeleden Kürtlerin bütünlüğüne geçememişler.
'Türkiye oyuna geliyor'
Birçok yerde de böyle olmuştur. Almanya'da da böyle bir durum söz konusudur. Bu Cumhuriyet'i biz Kürtlerle beraber kurduk. Şu andaki sorunun çözümü konusunda herkesin bir fikri var. Şimdi ben çözüm konusunda kesin olarak ateşkes taraftarıyım. İki tarafta ateşkes ilan etmeli. Türkiye'de kamuoyu artık eskisi gibi gözü kör değil. Ha ben biliyorum ki kaç kez Kürtler ateşkes ilan etti ama orduyu saldırttılar. Bu Türkiye'nin aleyhine bir iştir. Ben bunun da bilincindeyim yani. Bakın Türklerin demiyorum, Türkiye'nin aleyhinedir. Yazık olur. Şimdi aslında Türk tarafı, egemen güçler bu sorunun çözümünü akıllarına koymuş değiller. Öyle görünüyor. İşin felaketi oradan görünüyor. Şimdi ordunun vizesi olmadan böyle bir sorun kolay çözülmüyor, çözülmez. Yani ordu da hain elinde değil, yani bu memleketin insanları onlar da. Görüyorlar. Acıları gördüler. Ama hâlâ 'biz gidip kahraman olalım. Efendim Kürtleri susturalım' havasındalarsa bu iş kolay çözülmez. Bu kime yarıyor? Amerika'ya yarıyor. Onlar bu işi zaten 50-60 seneden beri istiyorlar. Niye istiyorlardı? Kürtlerin kara gözüne mi âşıklardı. Bakın biz Paris'e gittik. Orda bir Kürt sorunu tartışması oldu. Kürtlerin onlar için çok önemli bir halka olduğunu CIA da biliyor, Bush da biliyor. Asıl amaçları petrol. Bakın bilmem kaç milyon trilyon dolar harcanmış bu işe. İçim sızlıyor düşündükçe. Bu kadar parayı biz doğuyu fabrikalarla donatırdık. Bakın Türkiye nasıl bir oyuna getirilmiş vaziyette. Bu gün bu oyunda ne Türkün ne Kürdün en ufak bir faydası yok.
Peki, bu oyun nasıl durdurulur?
Bakın silahlar bırakılsın demek yanlış. Silahlar susturulsun demek doğru. Siz dağdaki adama silahı bırak dersiniz, bırakıp bırakmayacağı onun bileceği bir iş. Ama siz orduya silahları bırak diyebilir misiniz? Hayır. Çünkü ordu zaten silahla var. Orada bir alegori yapılıyor. Silahları susturun. Çalıştırmayın. İkisi arasında büyük fark var. Devlet silah bırakmaz, susturur. Ha dağdaki adam da, bırakır bırakmaz o onun bileceği işi ama susturur. Yok silahına çok âşıksa orada oturur. Ama zaten sorun çözülürse niye otursun. Oraya aileler çocuklarını herhalde turistik geziye yollamadı. Onlar da zaten spor olsun diye çıkmadılar. Ama içim sızlıyor. Çünkü bu gün iki taraf da yenişemediler. Şimdi ne Türk devleti istediği sonucu aldı, ne de Kürtler umduklarını alabildi.
'Sol aslında Kemalist bir sol'
Ama bu kanın dökülmesi çok mu havaya gitti? Olmasa daha iyiydi. Ama bu gün bir kamuoyunu etkiledi. Hepimizin gözünü açtı. Biz yıllardan beri bunu gizli, açık söylüyoruz. Ben bu konuda kitap da yazdım, konuştum da. Ancak kaç kişi bizi dinledi ki. Solda kaç kişi bizi dinledi? Çünkü sol aslında Kemalist bir sol. Yani bunun üstüne çıktın mı vatan haini sayılıyorsun. Yahu nasıl vatan haini olurum? Ben vatan haini değilim. Ben vatanımı çok seviyorum. Nasıl sevmem. Vatan bu, ama Kürt için de vatan bu. Ama sen gidip Kürde, 'Arkadaş sen Kürdüm demeyeceksin, Türküm diyeceksin' desen olmaz ki. Bakın bir sürü insanı bu şekilde Meclis'ten kovdular. Bir dönem Kürtçeyi yasakladılar. Ama eczanede, çarşıda Kürtçe konuşuluyordu. Ben o dönem CHP'li bir milletvekiline Kürtçe yasağını sormuştum. Bu nasıl bir yasak demiştim. Herkes Kürtçe konuşur. O da bana demişti ki 'Meclis'te bile konuşuluyor.' Yani devlet Kürtçeyi yasaklıyor, ama Meclis'te bile Kürtçe konuşuluyor. 'Peki, bunu sormadınız mı?' diye sordum. O da sorduklarını söyledi ve dedi ki, 'Bizim genelkurmayla aramızda irtibat kuran bir albay vardı, ona sorduk ama o da dedi ki devlet bir milyon kişiyi katletmekle bir şey kaybetmez' şeklinde cevapladı.
Sorun dağda değil şehirde
Ama lütfen dursun bu iş artık. O kadar can gitti, o kadar para gitti. Yani illa 'Benim silahım üste gelecek' bunlar boş işlerdir. Hemen silahlar kesilmelidir. Devlet gidip dağları temizlese ne olacak. Sorun dağda değil ki, sorun şehirde, köyde, kasabada, üniversitede. Ben her zaman söyledim. Biz üstlerine kanla gitmeseydik onlar da bize kanla gelmeyecekti.
'3 buçuk milyon 'Öcalan' diyorsa bunu göz ardı edemezsiniz'
Yani şimdi devlet kalkmış, 'Terörist başına, sayın dedin demedin' gibi şeyleriyle uğraşıyor. Bir devlet bunlarla uğraşmaz. Benim için önemli olan devlet tutumunda temelli değişikliktir. Yani AKP bu işin kurnazlığında. DTP'yi tasfiye etmek istiyor. Oyları kendine çekmek için bütün yolları deniyor. Zaten öyle sanıyorum ki askerler de AKP'ye bu işe sahip çıkıp, DTP'yi aradan çıkarması için telkinde bulunuyor. Peki, bu yürür mü? Ben zannetmiyorum. Zaten yürümesini de dilemem. Çünkü AKP bu memlekete bu işe çözüm getiremez. DTP kapatılmamalı. Ben Ahmet Türk'ün yürüttüğü politikaya aynen imza atarım. Ne kadar dürüst hareket edip çaba harcıyor. Eğer devrim silahla değil de sandıkta olacaksa, her parti de sandıkta düşecek oyu hesap eder. Bugün Obama iktidara geldi. Oraya iktidara gelenler hep hesap ederler. Mesela Kürtlere mi hak verelim önce yoksa Ermenilere mi. Ermeni nüfusu orda 2 buçuk milyon ama Kürtlerin ki yarım milyon değil. Bu basit bir hesap değil. DTP'nin tabanı Kürt. Bu Kürtlerin çoğu da bağrı yanık ve çocukları dağda. Bunları temsil eden tek parti DTP'dir. Böyle bir partiyi kapattığımız zaman bu işi çözümsüzlüğe yeniden sürüklemek demektir. Eee, şimdi adam Öcalan'a bağlı, yani Öcalan için kendini yakıyorsa, 3 buçuk milyon 'benim yolum Öcalan yoludur' diye imza veriyorsa siz bunu göz ardı edemezsiniz. Bakın o çetin yolu Obama açtı. Geldi iktidara. Obama çok fazla bir şey yapamayacak o ayrı bir iş. Oranın Karaoğlanı diyorlar. Bizde de vardı bir Karaoğlan. Herkes oy verdi, sonra da aldılar boylarının ölçüsünü. Ama bir değişiklik söz konusu en azından. DTP'yi kapatamazsınız bu politik ahlaka uygun değildir. Çocukları dağlarda olan yüz binlerce köylü onun tabanını teşkil ediyor. Yani diyeceksiniz ki bunların oyu AKP'ye gitsin. Yağma yok efendim. Sorunun temelden çözülmesi için bir Kürt partisine ihtiyaç var. DTP bunun için var. Başka kim var çözecek? Türkiye'de sol parça parça. Hepsini toplasan binleri geçemiyor. CHP, SHP, DSP, ÖDP, EMEP, TKP hariç tüm partilerden temsilcilerin de bulunduğu bir ortamda bu işin çözümü aranmalıdır.
İşte tam bu noktada biliyorsunuz çatı partisi tartışmaları devam ediyor. Buna nasıl bakıyorsunuz?
Çatı partisi gerçekçi değil. Bu parti Kürtlere yarar sağlamaz. Çünkü bu işi yapacak kişilerin çoğu sağlam değil. Daha önce de denendi.
Daha önce denenen seçim ittifakıydı...
Hayır değildi. Bana göre Ermenilerin, kadınların, dinci kanadın, Rumların bulunduğu, bütün solun temsil edildiği ortak bir partiye ihtiyaç var. Bunu da yapamazlar.
Çatı partisinden hedeflenen de bu söyledikleriniz aslında. Peki, neden yapamazlar?
Çünkü partiler kendi slogan ve bayraklarıyla gelip anlaşmaya çalışıyor. Bunlar hepsi küçük dükkân sahipleri gibi maalesef. Olacağını zannetmiyorum. Hayrı da olmaz zaten. Cephe kurdular daha önce, ama DTP'nin oyları düştü. Öyle değil miydi? Yoksa belki DTP şimdi 30-40 kişiyle Meclis'te olurdu. Partilerin birleşecek durumu göremiyorum. Bu işi tahlil etmek için Türk solunun temelinden almak gerekiyor. Ben yeni çıkacak romanımda bunlara değindim. 'Yalancı Tanıklar Kahvesi' diye bir romanım çıkacak. DTP çatı partisine teslim olmamalıdır.
Ne zaman çıkacak romanınız?
Bilmiyorum. Ama roman bitti. Yeni bir yayın evi arıyoruz. Neyse konumuz roman değil tabi. Mesela ÖDP İstanbul'da Kürtlerle birleşti ve Ufuk Uras seçildi. Ama başka yerlerde destek verilmedi. Bakın anlaşmaya bağlı kalmıyorlar. Niye? Çünkü kafalarında gerçek devrimci böyle reformist bir havaya girmez düşüncesi var. Bütün bunları aşabilirlerse çatı partisi olabilir. Ama DTP yine de buna teslim olmamalıdır. Çünkü Çatı Parti'sinin kuruluş mantığı yanlış. Kürtlerin ayrı kendi partisi olmalıdır.
Siz Türkiyeli bir aydın olarak Kürt sorununa ilk tepkiyi veren kişilerden birisiniz. Peki, bu tepki neden diğer aydın ve yazarlardan gelmedi?
Ben bütün bunları kitapta yazdım. Onu açıp okusunlar.
Son dönemde özelikle bölgede Kürtler çok büyük toplumsal eylemler yaptı. Bu eylemler toplumsal yapıyı ve siyaseti nasıl etkiliyor?
Şimdi benim bütün kaygım şu. Demokratik eylem yapsınlar. Çocuklar taş atar çünkü ezilen halkların ilk silahı taştır. Kitle gösterileri olmalı tabiki. Gerçek demokratik düzende kitle çıkar, sloganlarını atar, onlara da cezai bir şey varsa savcılık gerekeni yapar. Sen çıkıp bomba atamazsın. Kan dökücü yaklaşımlar iki toplumu da kategorize eder. Buna başvurmamak lazım. İki tarafın da yapması gereken şey birbirlerine sevgiyle bakmaktır.
Kürtler bir devlet kursunlar buna eyvallah...
Bakın bu gün Türkiye'de Kürtlerin bir sorunu var. Kürtlerin çoğunun aklı Mezopotamya'da kurulan devlette. Barzani ile Talabani'nin havası ayrı bir şey tabi. Yani Kürtler devleti olsun istiyor. Ben egemen güçlerin denetimdeki bir devleti istemiyorum. Barzani daha dün 'Amerika bizden üs isterse seve seve veririz' diyordu. Ben böyle bir politikayı güden insanın katiyen yanında olmam. Bu Kürt halkına da düşmanlıktır, bölgedeki bütün halklara da düşmanlıktır. Talabani demiş ki 'Kürtler AKP ile anlaşsınlar' niye efendim. Sen niye karışıyorsun. Sen 3 milyonsun, burada 15-20 milyon Kürt var ve kendini ispatladı. Sen iktidarının başında keyif sürdüğün zaman bu Kürtler her gün Kürt'tür ve meydanlarda kavga edip dağa adam gönderdiler. Böyle bir konuya hariçten gazel okuma derler. Kimse hariçten gazel okumamalı. Ne Amerika ne Almanya. Bunu Kürtler ve Türkler birlikte çözecekler. Kürtler bir devlet kursunlar buna eyvallah. Ama başımıza bela bir Amerika üssü sokmasınlar. Zaten içimizde bir İncirlik belası var. Gelin birlikte onu çıkaralım. Hepimizi tehdit ediyor. Burası ortak vatanımız. Ben öbür türlü politika yürütenlerle birlikte olamam.
Peki, bu güne kadar yazarlar- çizerler toplumsal olayları ele alsalardı sorun bu hale gelir miydi?
Yani ben olsaydılarla çizseydilerle şeklinde konuşmam. Yazmadılar. Ama bunun bir takım nedenleri var. Nazım'ı bununla suçluyorlar. O kuşak bize sorunu öğretti. Nazım niye yazmadı diyorlar. Bakın o gün politikayı belirleyen şey sosyalist bloğa karşı tutumdu. Sovyetler Birliği vardı. Mesela yazanlar da var işte İsmail Beşikçi yazdı. Kürtler ona sahip çıkmıyor, ayıp ediyorlar. Ama adam hayatını koyarak, hepimizin sustuğu bir dönemde koca kitaplar yazdı. Halk kendisine fedakârlık edeni unutmamalı. Bizim tarihimizde de 34 yıllarında Dr. Hikmet Kıvılcımlı Kürt sorununu yazmıştır. Kürt kelimesinin bile yasaklandığı bir ortamda kim yapabilirdi ki bunu.
Bu işin çözümü demokratik eylemlerden geçiyor. Yazsınlar, çizsinler, yürüsünler. Ben, emin olun sağlığım iyi olsaydı kalkar gider Diyarbakır'da o çadırda Ahmet Türk'ün yanında otururdum, çünkü haklılar. Demokratik haklarını istiyorlar. Onların istedikleri bizim için de yararlı. Yeni bir Anayasa istiyorlar. Bizim için ortak bir yeni Anayasa lazım. Türkiye bu kışkırtmalarla, her mahallede her köyde, Türkün, Kürdün birbirini boğazladığı bir hale gelirse bu ülke batar. Bunun kimsenin hayrı yok.
Geçmişte Türkiye'de komünistlere de çok baskı yapıldı. Geçmişte olanlar ile bugün farklı kesimlere yapılan baskı arasında bir paralellik var mı?
Mutlaka tabi. Bakın bizim TKP'nin attığı sloganların hepsini CHP aldı kullandı. Bir yandan komünistlerin fikirlerini kullandılar bir yandan da onları ezdiler. Aynı egemen güçler o zaman da komünistlere baskı yapıyordu tabi.
Peki, bir aydın olarak Türk ve Kürt aydınlarına bir çağrınız var mı?
Yani aydın dediğiniz kim ya? Aydınlar nedir ya? Bütün bunlar aslında aydınlanma döneminden kalan kafamızı kurcalayan şeyler. Aydınlar ne yapar? Aydın dediğin kesim aslında birçok yerde yürütücü güçlerin, sınıfların elinde oyuncak olmuştur. Yalan mı? Kaç tane bağımsız düşünen aydın oldu. Aydınlar bir ölçüde egemenlerin işine katkı sunuyor. Türk aydınlarının kapasitesi bu. Çünkü egemen güçlerin onlara çizdiği çizgi buydu. Onun dışında birkaç tane benim gibi deliler çıktı. Herkesten bunu beklemek olmaz. Ben Marksist bir gelenekten geliyorum. Kürt aydınlarının da durumu farklı değil. Kaç tane Kürt aydını çıkıp konuştu. Kaç tane Kürt aydını Türkiye sorunlarını ortaya koyabildi. Ben bütün halkı işledim. Türk, Kürt, Rum, Ermeni. Bir halk acı çekerken öteki bayram yapamaz.
Vedat Türkali bu günden geçmişe baktığında neler görüyor?
Birçok acılar görüyorum. Hayat böyledir. Acılarla tatlılar bir yandı. Çok mutlu ve çok mutsuz olduğum zamanlar oldu. Kürt sorununa ben daha lise son sınıftaydım, bir arkadaşım vardı, ben daha o zamandan tanımıştım. (gözleri doluyor) Ancak onunla olan anımı hiç anlatmadım anlatmayacağım da.
Vedat Türkali kimdir?
Vedat Türkali, Türkiye romanının 'sıra dışı' kalemlerinden birisi. İlk romanı 'Bir Gün Tek Başına'nın yayınlanmasıyla birlikte farklı üslubu ile hem Türkiye romanına, hem de siyasal romana yeni bir soluk getirdi. Daha sonraki romanları, 'Mavi Karanlık', 'Yeşilçam Dedikleri Türkiye', 'Tek Kişilik Ölüm' ve 'Güven'le bu çizgisini devam ettiren Türkali'nin romanları aynı zamanda Türkiye Komünist Partisi'nin gayri resmi tarihi olarak da okunabilir. Türkali, 'Bir gün Tek Başına' ile 50'li yılların son dönemlerini anlatarak başlattığı bu 'tarih yazıcılığını' daha sonra kronolojik olmayan bir sırayla devam ettirdi. İkinci Dünya Savaşı yıllarında bir grup TKP'li gencin İstanbul'da yaşadıklarını anlatan 'Güven'in ardından TKP'den kalanların bugünkü hallerini anlatan romanı 'Kayıp Romanlar'ı çakardı. Türkali önümüzdeki günlerde 'Tanıklar Kahvesi' ile yine gündemde olacak.
DEVRİM GÖKTAŞ / İSTANBUL (DİHA)
Vedat Türkali: Öcalan'ı göz ardı edemezsiniz
Gönderen Kurdish zaman: 06:24 Etiketler: Bıjı Serok Apo, pkk
Heval

0 yorum:
Yorum Gönder